Enstitümüzden Derya Sever, PİRHA’dan Fırat Altıntaş’ın sorularını yanıtladı. – PİRHA’dan okuyun.
Dersim’de maden ve enerji projelerinin doğa, yaşam alanları ve bölge halkı üzerindeki etkilerine ilişkin tartışmalar sürerken, Polen Ekoloji Kolektifi’nin yaptığı çalışma, kentte madenciliğe açılan alanların büyüklüğünü ortaya koydu.
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) ihaleleri, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçleri ve Taşınmaz Komisyonu kararlarının incelendiği çalışmaya göre, 2023 yılından bu yana Dersim’de yaklaşık 25 bin hektar alan maden faaliyetleri için satışa çıkarıldı.
Polen Ekoloji Kolektifi Eşsözcüsü Derya Sever, çalışmanın sonuçlarını PİRHA’ya değerlendirerek maden projelerinin yalnızca doğayı değil, bölgenin toplumsal, ekonomik ve kültürel yapısını da tehdit ettiğini söyledi.
“7 BİN 400 HEKTAR ALAN SATILDI”
Dersim’deki maden sahalarının büyük bölümünün krom, altın, bakır ve gümüş gibi dördüncü grup madenler ile mermer ve pomza gibi ikinci grup madenlerden oluştuğunu belirten Sever, ihalelerin özellikle beş ilçede yoğunlaştığını ifade etti.
2023 yılından itibaren satışa çıkarılan yaklaşık 25 bin hektarlık alanın 7 bin 400 hektarının satıldığını aktaran Sever, 2026 yılında gerçekleştirilen ihalelerden 317 numaralı ihalede 5 bin 500 hektarlık alanın satışa sunulduğunu söyledi.
“Burada gördüğümüz şey yıkımın ve sermaye sömürüsünün ne kadar arttığıdır” diyen Sever, madencilik faaliyetlerinin küresel ham madde rekabetiyle bağlantılı olduğunu belirtti.
Sever, “ABD, Avrupa Birliği ve Çin arasındaki ham madde savaşında Türkiye ve Kürdistan hem ham madde deposu hem de ucuz iş gücü olarak konumlandırılıyor” ifadelerini kullandı.
“MUNZUR EKOSİSTEMİ TAMAMIYLA YIKIMA UĞRATILACAK”
Dersim’in endemik bitki türleri, su kaynakları ve kendine özgü ekosistemiyle önemli bir doğal yaşam alanı olduğunu vurgulayan Sever, madencilik projelerinin Munzur ekosistemini tehdit ettiğini söyledi.
Bölgede beş altın madeni projesinin bulunduğunu belirten Sever, altın madenciliğinde kullanılan siyanürün su kaynakları, tarım alanları ve toprak üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu ifade etti.
“Bu koruma alanı tamamıyla yıkıma uğratılacak” diyen Sever, Erzincan’ın İliç ilçesindeki altın madeni faaliyetlerini de örnek gösterdi.
Sever, “İliç’te siyanürlü atık Fırat havzasına karıştı. Fırat’a karışan atık Munzur’u da, dolayısıyla Dersim’i de etkiliyor” dedi.
“MADENCİLİK PROJELERİ İNSANSIZLAŞTIRMA VE KİMLİKSİZLEŞTİRME ANLAMINA GELİYOR”
Maden projelerinin özellikle 1990’lı yıllarda boşaltılan ve yakılan köylerin bulunduğu alanlara yöneldiğini belirten Sever, Pülümür’deki köyleri örnek gösterdi.
Dersim’in yüz yılı aşkın süredir baskı ve imha politikalarıyla karşı karşıya olduğunu ifade eden Sever, maden ve enerji projelerinin bu sürecin yeni bir boyutu olduğunu savundu.
“Şu anda sermaye buraları insansızlaştırıyor, kimliksizleştiriyor. Burada bir ekokırım var” diyen Sever, projelerin bölge halkının yaşam alanlarını ortadan kaldırma riski taşıdığını söyledi.
Dersim halkının doğayla yalnızca ekonomik değil, inançsal ve kültürel bağlarının da bulunduğuna dikkat çeken Sever, meraların, tarım alanlarının, su kaynaklarının ve inanç merkezlerinin zarar görmesinin toplumsal yaşamı doğrudan etkileyeceğini belirtti.
Sever, “Bu hem bir mülksüzleştirme projesi, hem ekolojik yıkım, hem de kimliksizleştirme projesi” ifadelerini kullandı.
“DERSİM GÖZDEN ÇIKARILMIŞ BİR İL”
Polen Ekoloji Kolektifi’nin Türkiye ve Kürdistan genelinde yaptığı çalışmada 60 ilde 266 ilçenin “gözden çıkarılmış ilçeler” olarak belirlendiğini aktaran Sever, Dersim’in de bu kapsamda değerlendirildiğini söyledi.
Özellikle Ovacık, Pülümür, Pertek, Çemişgezek ve Mazgirt ilçelerinin maden ihaleleri ve projeler nedeniyle ciddi tehdit altında olduğunu vurgulayan Sever, bu alanların gelecekte yaşanabilir olmaktan çıkabileceği uyarısında bulundu.
“Dersim gözden çıkarılmış bir il” diyen Sever, “Bu geleceği ve bu yıkımı önceden göstermek ve insanları uyarmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.
“KÖYLÜLER YA GÖÇE YA DA GÜVENCESİZ MADEN İŞÇİLİĞİNE ZORLANIYOR”
Madencilik faaliyetlerinin yalnızca ekolojik değil aynı zamanda emek sömürüsü açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Sever, kırsal bölgelerde yaşayan insanların geçim kaynaklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
Tarım ve hayvancılıkla geçinen köylülerin yaşam alanlarından koparıldığını, göçe ya da güvencesiz maden işçiliğine yönlendirildiğini ifade eden Sever, bu sürecin işçi sağlığı ve güvenliği açısından da ciddi sonuçlar doğurabileceğini belirtti.
Zonguldak, Soma ve İliç’te yaşanan iş cinayetlerini hatırlatan Sever, madencilik faaliyetlerinin işçi ölümleri, meslek hastalıkları ve güvencesiz çalışma koşullarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.
“Doğayla iç içe, öz yönetimle yaşayan halk, güvencesiz koşullarda proleterleştirilmeye çalışılıyor ya da kente göçe zorlanıyor” diyen Sever, sorunun yalnızca köylülerin değil, işçi sınıfının ve kentlerde yaşayanların da ortak sorunu olduğunu söyledi.
“DİRENİŞLER TEK TEK PROJELERLE SINIRLI KALMAMALI”
Dersim’de doğa talanına karşı uzun yıllardır mücadele yürütüldüğünü belirten Sever, özellikle hidroelektrik santral (HES) projelerine karşı verilen mücadelelerin önemine dikkat çekti.
Sekasur’daki pomza madeni girişimine, Arven’deki madencilik faaliyetlerine ve Pülümür’deki krom madenciliğine karşı yürütülen mücadeleleri hatırlatan Sever, Pülümür’de Dimin Madencilik’e karşı direnişin sürdüğünü aktardı.
Geçmişte HES projelerinin, Munzur Gözeleri’ndeki turizm projelerinin ve Sekasur’daki bazı girişimlerin halkın mücadelesi sonucunda iptal edildiğini belirten Sever, kazanımların kalıcı hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
“Bir proje iptal ediliyor, belli bir süre geçiyor ve şirket tekrar geliyor” diyen Sever, mücadelelerin yalnızca belirli bir köy veya projeyle sınırlı kalmasının yetersiz olduğunu ifade etti.
“FIRAT-DİCLE HAVZASINDA ORTAK MÜCADELE BÜYÜTÜLMELİ”
Ekolojik yıkıma karşı daha geniş ve uzun soluklu bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu belirten Sever, farklı köylerin, kentlerin ve toplumsal kesimlerin ortak mücadele yürütmesi gerektiğini vurguladı.
Munzur-Fırat havzasındaki ekolojik sorunların yalnızca Dersim’le sınırlı olmadığını söyleyen Sever, Erzurum, Bingöl, Peri Vadisi ve İliç’teki projelerin de havzanın bütününü etkileyebileceğine dikkat çekti.
Fırat-Dicle havzasında ortak bir ekoloji mücadelesinin mümkün olduğunu belirten Sever, maden ihalesine çıkarılan ve proje kapsamına alınan köylerin ziyaret edilerek halkın bilgilendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Sever, ekolojik yıkımın boyutlarının halka anlatılması, köyler arasında dayanışmanın güçlendirilmesi ve tek tek projelere karşı verilen mücadelelerin uzun vadeli bir örgütlenmeyle birleştirilmesi çağrısında bulundu.


