Polen Ekoloji Enstitüsü

Çevre Hareketi Emek Mücadelesinin Yanında Olmalıdır

Hukuki kazanımlar dahi maden şirketlerini durdurmakta yetersiz kalıyor. O yüzden mücadele yöntemlerinin de buna bağlı olarak değişmelidir. Son dönemde ÇED süreçlerinin içleri iyice boşaltıldı. Kazanılan davalarda bile artık şirketleri engelleyemiyoruz. Bu nedenle ÇED sürecinin öncesine yönelmek, bütün bu araştırmalarda ve haritayı hazırlamaktaki temel motivasyonlarımızdan biri buydu.

Enstitümüzden Levent Büyükbozkırlı, Ekstraktivizm Haritası çalışmamız üzerine Mezopotamya Haber Ajansı’na değerlendirmede bulundu. – Mezopotamya Haber Ajansı’ndan oku


Polen Ekoloji Kolektifi Türkiye ve Kürdistan’da maden ihale sahalarını ve taşınmaz/ruhsat kararlarını tek bir yerde görünür kılmak için hazırladığı Ekstraktivizm haritası ile kamuya açık Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) verilerini filtrelenebilir, aranabilir ve karşılaştırılabilir bir biçimde bir araya getirdi. 

Proje hazırlarken birkaç temel motivasyonları olduğunu belirten Büyükbozkırlı, “Bunlardan bir tanesi ülke ve dünya çapındaki çevre örgütlerine, çevre mücadelesi veren bireylere pratik bir şekilde kullanabilecekleri bir gereç sunmak; diğeri de kamuyu, halkı Türkiye’de ekstraktivizmin boyutları hakkında bilgilendirmek” dedi. 
 
‘MÜCADELE YÖNTEMLERİ DEĞİŞMELİ’
 
Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinin son yıllarda işlevsizleştirildiğine dikkat çeken Büyükbozkırlı, “Hukuki kazanımlar dahi maden şirketlerini durdurmakta yetersiz kalıyor. O yüzden mücadele yöntemlerinin de buna bağlı olarak değişmelidir. Son dönemde ÇED süreçlerinin içleri iyice boşaltıldı. Kazanılan davalarda bile artık şirketleri engelleyemiyoruz. Bu nedenle ÇED sürecinin öncesine yönelmek, bütün bu araştırmalarda ve haritayı hazırlamaktaki temel motivasyonlarımızdan biri buydu. Yani erken dönemde mücadeleyi başlatmak burada çok önemli. Bu nedenle maden ruhsatlarını takip etmek, MAPEG ihaleleri açıklandığında daha satışlar yapılmadan yerellerde örgütlenmeyi sağlamak, köylerde örgütlenmeyi sağlamak önemli. Bu dönemde bunun değerli olduğunu ve sonuç verdiğini düşünüyoruz. Bu yönüyle bu harita bizim için değerli” dedi. 
 
KÜMÜLATİF ETKİ VE HAVZA BÜTÜNLÜĞÜ
 
Türkiye ve Kürdistan genelinde devasa boyutlara ulaşan ruhsatlandırma politikalarının kümülatif (birikimli) etki değerlendirmelerini tamamen anlamsızlaştırdığına ve haritaya eklediklerini söyleyen Büyükbozkırlı, “25 Akarsu Havzası” katmanının ekoloji mücadelesi açısından stratejik bir öneme sahip olduğunu belirtti. Büyükbozkırlı, “Bu kadar çok geniş alanlar, megamaden diye bizim sorunlaştırdığımız çok geniş alanlar ruhsatlandığında artık kümülatif etki değerlendirmesinden falan bahsetmek ironik oluyor. Zaten bu incelediğimiz ÇED dosyalarında da bunun layıkıyla yapılmadığını gözlüyoruz. Ama bütün ülke koca bir maden sahasına dönüştürüldüğünde zaten kümülatif etki değerlendirmesi yapmanın da bir anlamı kalmıyor pratik olarak. Buralar madene açıldığı zaman sadece arama bile olsa ki sondajlar da aslında sağlığa çok zararlı. Buralarda insanların yaşamlarını eskisi gibi sürdürebilmeleri, geçim ekonomilerini korumaları mümkün mü? Ve tabii kamu yararı bunun neresinde diye soruyorsunuz. Akarsuların da yani kaynağından denize birleştiği veya diğer kaynaklarla birleştiği yere kadar başına sonuna kadar izlenmesi ve su varlıklarındaki kirliliğin baştan sona tüm havzayı etkileyeceğini bilmek, bu bilinci yaymak, bunlar bize göre önemli kavramlar. Hem zararları görmek yönüyle bu önemli, hem de tabii ki örgütlenme yönüyle, aynı havzadaki köylerin, ilçelerin vesaire bunların bir araya gelmeleri ve havza bazlı mücadelenin örgütlenmesi bize göre önemli” ifadelerini kullandı. 
 
‘ÇEVRE HAREKETİ EMEK MÜCADELESİNİN YANINDA OLMALIDIR’
 
Ekstraktivizmin doğaya el koymanın yanı sıra küresel çatışma ve savaş sanayiini de beslediğine dikkat çeken Büyükbozkırlı, ekoloji mücadelesinde yerel halkın, gençlerin ve emekçilerin ortak ve de özgün roller üstlenmesi gerektiğini belirterek, “Ekstraktivizm iki aşamada ekokırımlara neden oluyor: Birisi doğrudan, birisi dolaylı olarak. Doğrudan olarak baktığımızda kendi uygulamalarında, birebir maden uygulamalarında doğaya zorla el koyarak, insanları mülksüzleştirerek ekokırım yapıyor. Ve işte çıkarılan mineraller, nadir toprak elementleri vesaire bunları militarizmin hizmetine sunarak da katliamlara ve ekokırımlara aslında yol açıyor. Her iki durumda da genel olarak gözlediğimiz emperyalist ülkelerin emekçi halklar üzerine bir sömürüsü söz konusu. Gençler savunmada olan köylülere daha aktif destekte bulunarak, politik ekoloji çalışmaları yaparak destekte bulunabilirler. Bu bağlamda gençlere önerim, öncelikle bizim hazırladığımız Polen Ekoloji Kolektifi’nin hazırladığı Ekstraktivizmle Mücadele Raporu’nu okumaları. Ardından da politik ekoloji çalışmaları yapmaları ve bilgi üretmeleri; ürettikleri bilgileri sahada nasıl örgütleyeceklerini, düşünmeleridir. çevre mücadelesinin, emek mücadelesine karşılıksız olarak veren taraf olması gerektiğini düşünüyorum; yani talep eden taraf değil, veren taraf olmasını düşünüyorum. Biz ’emekoloji’ kavramıyla bu konuya yaklaşıyoruz. Yani işçinin sadece maaş tazminat hakları değil, yaşama hakları, konut hakları vesaire bütün bu temel haklarıyla birlikte ya da çevreyi de kapsayacak bir şekilde bütün bu mücadelede çevre mücadelesinin aslında emek mücadelesinin yanında olması gerekiyor” şeklinde konuştu.