Polen Ekoloji Enstitüsü

TÜRKİYE’DE EKSTRAKTİVİZMLE MÜCADELE

Canımız Hakan,
Ağaçlara, kuşlara, dağlara, toprağa ve hayata sevgin; seni, yaşama yönelik topyekün saldırının ivmelendiği bir zamanda bizden koparıp almalarına sebep oldu. Biz de senin dost bildiğin herkese, her şeye dair bir savunma olan bu metni, senin değerli hatırana adayarak, verdiğimiz ortak mücadeledeki dostluğuna olan borcumuzun bir kısmını ödemek istiyoruz. Kalan borcumuz mücadelemizdir, öyle olacak. Daima bizimlesin…
Hakan Tosun Onurumuzdur, Ölümsüzdür!

Raporumuzu pdf olarak buradan okuyabilirsiniz.




KAPSAM

Doğanın yozlaşmasının sonu insanoğlunun yozlaşmasıdır. Yozlaşmış, zıvanadan çıkmış, çürümüş insanlığın ne yapıp ne yapmayacağını şimdiden kestirebilir miyiz? Çılgınlığının üstünden gelip, doğayı yeniden yaratıp, insanlık kendi yaratıcılığına yeniden dönebilir mi? Sonumuza şimdiden ağlamaya mı başlayalım? Yoksa başımızı iki elimizin arasına alıp doğayı kurtarmak için elbirliği ederek bu çılgınlığa dur mu diyelim?

Yaşar Kemal

MAPEG ihalelerini ve ÇED sürecindeki maden projelerini haritalandırarak, verileri görselleştirdiğimiz çalışmada, elde ettiğimiz verilerin bütünlüklü analizini yapmak bu raporun kapsamını oluşturmaktadır. 

Ekstraktivizme, MAPEG verileri, Taşınmaz Komisyonu Kararları, maden ruhsat sahaları ve maden projeleri üzerinden bak(tır)mamızın birkaç temel sebebi var. Bu sebepler ektraktivizme bakış açımızla ve Türkiye’de bu saldırıyı nasıl yorumladığımızla doğrudan ilgilidir. Hazırladığımız haritalar ve görsel-yazılı tüm veriler; yaşama ve yaşam alanlarına yönelik tehdidin fiili saldırıya dönüşmesinin belgeleridir. 

Su varlıkları, tarım alanları, inanç merkezleri, toplumsal hafıza mekanları ve daha birçok yaşam unsurunun yaşadığı saldırı ve tehdidi görselleştirerek kaybedeceklerimizin ve korumamız, kazanmamız gerekenin ne olduğunu somut olarak anlatmak istiyoruz; mülksüzleştirme- köylüsüzleştirme- insansızlaştırmanın yaratacağı göçlerden, gasp yoluyla sermayenin el değiştirdiği büyük talan uygulamalarına, tetiklenen fay hatları ve deprem/afet risklerine, yok edilen tarım ve gıda hakkından, güvencesiz çalışma koşullarına kadar…

Çünkü ektraktivizm, bir üretim yöntemi değil, gasp etme ve el koyma yoluyla hayata geçirilen bir sömürü/işgal yöntemidir. Ekstraktivizme içkin bazı kavramlar da bu nedenle rapor kapsamında ayrıntılı olarak işlenmiştir.

Politik ekolojinin de kullandığı “sacrificed” kavramının karşılığı olarak kullandığımız ve çalışmamızda da özel bir yere sahip olan gözden çıkarılan bölgelerin” varlığını görünür kılmak istiyoruz. Türkiye’nin bütün illerini analiz ettiğimiz verilere göre; satılan ihale sayısı, ihalesiz ruhsat sayısı, ÇED projelerinin sayısı, mega-maden sahaları gibi ölçülerle inceleyerek gözden çıkarılan ilçeleri listeledik. Bu kavram, ifade ediliş biçiminden de anlaşılacağı gibi, sermaye ve şirketlerin çıkarları uğruna feda edilen alanları ve tüm ortak/müşterekleri ifade ediyor. Madencilik üzerinden gerçekleştirilen talanı ifade etmek için kullanılan sömürge madenciliği, vahşi madencilik, maden talanı gibi adlandırmaların yetersiz kalacağı bu alanlarda ekstraktivizmi hak ettiği adlandırma ve içerikle anlatmak ve ona karşı mücadeleyi örgütlemek istiyoruz.

Rapor kapsamında ayrıntılı olarak görülebilecek gözden çıkarılan bölgeler; 81 ilin 60’ını, Türkiye’deki toplam 922 ilçenin 266’sını kaplamış durumda. Sayılar bile çok korkunç iken işin ayrıntılarında yaşamın tamamına yönelik bir yıkım, yok etme saldırısının olduğunu da alanda kullanılan yöntem olan ekstraktivizmin özelliklerine bakarak anlıyoruz. Bu iller arasında Sivas 50 adet satışı yapılmış ihale sahası, 276 adet ihalesiz ruhsat sahası ile gözden çıkarılmış demenin yetmeyeceği, ihanet edilmiş bir şehir olarak öne çıkıyor. İncelenen dönemde en büyük maden ihale sahası da 108 bin ha. ile Sivas’ta bulunuyor.

Gözden çıkarılan il belirlemesini yaparken temel kriterlerimiz arasında mega-maden kavramı yer alıyor. 1000 ha’dan büyük alanlar için kullandığımız bu kavramla, gözden çıkarılan iller ve diğer alanlardaki mega-maden projelerini gösterip; bu projelerdeki kayıtsız, gayrı meşru fiili durumu ortaya koymak istiyoruz. MAPEG üzerinden yürüyen ruhsat işlemlerinin her aşamasında dikkatle takip edilmesi ve incelenmesi çok önemli. Neden? Çünkü ruhsatlar arama veya işletme ruhsatı olarak veriliyor, genelleme yapıldığı için içeriğindeki detaylar bilinmiyor. Fakat, bütçe görüşmeleri sırasında DEM parti Bitlis M.vekili Hüseyin Olan’ın komisyonda dile getirdikleri bize bazı fikirler veriyor.

“… ekonomik gelişmişlik düzeyi en düşük son 4 ilden biridir Bitlis. Türkiye’de pomza rezervinin en fazla bulunduğu il olan Bitlis’te, Ahlat ve Tatvan ilçelerinin sınırları içindedir. Dünya pomza rezervinin %8 ini, Türkiye rezervinin %50 sini elinde bulunduran Bitlis’tir… Durum buyken Ahlat ve Adilcevaz’da pomza madeni ocağı açılması planlanıyor. Yine Güroymak ilçesinde barit ve kuvarsit ocakları açılacağından bahsediliyor. MAPEG 2024 yılında açtığı 9 şirkete 11 maden ruhsatı verildi. Bu ruhsatların 8’i mega maden sahası niteliğinde toplam 15.720 ha. lık bu alanlarda 3 şirketin adı öne çıkıyor. Bunlardan birisi Bitlis- Batman sınırında 4 maden ruhsatıyla, bakır çıkartıyoruz adı altında altın damarı arayışı sürdürüyor…”

Fahiş başvuru ücretleriyle -ki bunun itirazın önünü kesmek için yoksul emekçilere yapılan bir saldırı olduğu açıktır-, iktidar tarafından belirlenen bilirkişilerce yapılan incelemeler sonucunda verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi raporları (ÇED) özellikle il bazlı haritalarda görünür kılmak istediğimiz bir başka talan yöntemidir. Temmuz 2025’teki torba yasa sonrasında, yasayı yapan iktidar tarafından ÇED’lere yönelik algı da değiştirildi. Ekolojik mücadelenin indirgendiği bir saha olan ve bizim de tek yönlü, düzeniçi olmasıyla eleştirdiğimiz hukuki mücadelede birincil itiraz noktası haline gelen/getirilen ÇED’lerin işlevsiz olduğu ısrarla vurgulandı. Fakat bu raporda da oldukça ayrıntılı biçimde görüleceği gibi ÇED’lerle uygulamaya konulan maden projeleri, bir çoğuna “ÇED gerekli değildir” kararı verilerek devam ettirilmektedir. Ruhsat verilmiş bir alanda ÇED sürecinin varlığı, orada ekstraktivist saldırının fiilen başladığının kanıtıdır. ÇED olumlu kararı alınan bir sahadaki talan; sonrasında kapasite artırma ve saha genişletme talepleriyle, rödovans hakkı devriyle hem yasal kılıfına uyduruluyor, hem de katmerleniyor.

Türkiye’de bir raporda ilk kez yer verilen Taşınmaz Komisyonu Kararları ile şirketlere devredilen ruhsatlar da yine bu rapor kapsamında görecekleriniz arasındadır. Şirketlerin talebi ile ve tek taraflı kararlarla gerçekleşen bu satışlar maden talanının MAPEG ihaleleri dışında başka bir ayağının daha olduğunu göstermektedir. Taşınmaz Komisyonunun işleyişi, işlevi ve kararların eleştirel okumasını “Ekstraktivizmin İşleyişinin Hukuksal Eleştirisi” başlığında yapabilirsiniz.

Şırnak, Gabar’da “özel güvenlik” kılıflı talan devam ederken, Gabar’dan büyük rezerv diye reklam edilen Diyarbakır’daki saldırı, dönüşsüz sonuçlar yaratan fracking (hidrolik kırma) yöntemiyle yapılacak. Bu yöntem petrol ve kayagazı ocaklarında kullanılıyor. Şırnak ve Siirt bir yandan yok edilirken, gözden çıkarılan illerin başında gelen Diyarbakır’da da su varlığını yok edecek projeler peşpeşe başlatılıyor. TPAO, Transatlantic, Çalık gibi şirketler bu saldırıda başı çekiyor. Herhangi bir ÇED kararına takılmalarının önüne de bizzat devlet eliyle geçiliyor. Bölgede su etrafında gelişen tarım, biyoçeşitlilik yok edilirken, olası depremlere de davetiye çıkarılıyor.

Başka bir blok alanda Giresun, Gümüşhane ve Bayburt illerini görüyoruz. Siyanürlü madencilik, bölgede zaten dağınık olan yaşamı bitirme noktasına getirecek kadar büyük bir alanı kapsıyor. Doğaya ve çevreye yönelik bu saldırı sonucunda iklim krizine karşı Türkiye’nin adeta sigortası sayılabilecek nadir orman alanları, meralar, yaylalar, su varlıklarıyla birlikte yok edilecek.

Raporun kapsadığı veriler sayesinde elde edilecek bir başka politik kazanım ekstraktivizmin sermaye, şirket ve iktidarlarla ilişkilerinin görünür hale getirilmesidir. Uluslararası emperyalist sermayenin enerji ve maden savaş-silah-savunma merkezli endüstriyel anlayışının madene ve enerjiye ihtiyacı var. Bugün Filistin’i yıkan, Rojava’da su kuyularına atılan, Sudan’da soykırımı boyutlandıran bombalar bu sömürge endüstrisinin (mineral akışı, sermayenin yönü, militarizm vb ile birlikte) çıktılarıdır.

Kapsamın hayattaki karşılığının yaşamın ta kendisi olduğunu başta belirtmiştik. Tarif ettiğimiz tüm sermaye ilişkileri açısından çarpıcı ve toparlayıcı bir örnekle raporun ayrıntılarına geçmek istiyoruz: AKP iktidarı “Aile 10 Yılı” projesini yakın zaman önce ilan etti ve uygulamaya koydu. Kadın haklarının gaspı, anti-demokratiklik ve faşizmi yeniden üretmesi başta olmak üzere birçok yanıyla toplumsal eleştiriye ve tepkiye yol açan bu projenin  finansörleri arasında MAPEG ve ruhsat sattığı maden şirketleri başı çekmektedir. 

Sonuç olarak Türkiye’de ekstraktivizmle mücadele raporu: sermayenin çıkarları için yaşam alanlarının yok edilmesine ve gasp edilmesine, siyanürlü altın madenciliğine, hidrolik kırma ile taşın toprağın yıkımına, mega madenler ve her türden maden projesiyle ortaya çıkan talana, olası depremlere, militarizme, zorla göç ettirmeye ve kırsalın tasfiyesine karşı; kadınlar, işçiler, tarım üreticileri, geleceğin sahibi çocuklar ve tüm türlerin özgürlüğü için mücadele çağrısıdır.


İl bazında raporlara aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz.

Tüm illerin toplu halde olduğu belgeyi buradan indirebilirsiniz.


Adana-Aydın


Balıkesir-Çanakkale


Çankırı-Eskişehir


Gaziantep-Karabük


Karaman-Malatya


Manisa-Samsun


Siirt-Zonguldak